Atilla Uçan’ın Ali Ece Röportajı

Spor yorumcusu, Kitap yazarı, Gitarist, Radyo programcısı … Hayatı dolu dolu yaşayan birisiniz ve bu röportaj yayınlandığında yeni bir kişiliğiniz daha olmuş olacak: Baba. Hayatınızın böyle büyük ve önemli bir aşamasında olmak size neler hissettiriyor?

Beşiktaş’ın Barcelona’yı 3 – 0 yendiği gecenin 1 milyon katı mutlu. Son penaltı atışı öncesinde Shevchenko’nun karşısındaki Dudek kadar gergin.

Sizinle röportaj yapacağımı söylediğimde herkes bana aynı soruyu sormamı istedi: Bu romantik futbol aşkı, total futbol aşkı nerden geliyor?

Dededen, mahalleden, mahalle kültüründen geliyor. 12 Eylül Faşist Darbesi sonrası insanlarımızı görece özgür bırakan birkaç alandan biriydi futbol. Darbeyi bizzat Amerikan-İsrail ortak yapımı gizli servislerin uşakları yaptı ama maçlar esnasında polis bir taraftara sert müdahale yapınca “Burası İsrail değil” diye tezahürat yapabiliyordu insanlar. Aynı yıllarda aynı tezahüratı birkaç kişi Taksim’in ortasında yapsan anında içeridesin, günlerce gözaltında kayıpsın, maalesef başına gelmeyen kalmaz!

Cruyff’u ve Socrates’i direkt dedemden dinlediğim, onun futbol gözlerinden izlemeye başladığım için yerleri ayrı tabii. Yoksa herkes istediği gibi oynar. Total Futbol demek illa Barcelona’nın oynadığı futbol değil ki! Mesela 80’lerin Real Madrid’inin oynadığı futbol o yılların Barcelona’sının oynadığından daha Total Futbol’du. Cruyff + Gullit-Van Basten’ler + Bergkamp’lar dönemi Hollanda ile özdeşleşen Total Futbol’u şimdilerde Hollanda’nın ezeli futbol düşmanı Almanya 2006-2012 arası Hollanda’ya göre daha hakkını vererek, çok daha iyi oynuyor.

Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir sözü çok doğru. Mesela 2010 Dünya Kupası’nda Hollanda finale çıkarken Total Futbol hariç her şeyi oynadı, hatta tam tersine Total Kontrol futbolu oynadı. Bu tabii ki eldeki malzeme ile ilgili bir durum. Asla ve asla İrlanda’nın Total Futbol oynamasını bekleyemeyiz, nüfus belli, yeteneklerin sınırı belli ama ben Euro 88’de İrlanda, İngiltere’yi yendiğinden beri Türkiye bir turnuvaya katılmayınca İrlanda’yı tutuyorum. Oynadıkları futbolun salt estetik açıdan çok etkileyici olduğunu söyleyemeyiz tabii ki… Ama İrlanda’nın eski işgalcisi İngiltere’yi hem de takımın yarısından fazlası İrlanda’dan İngiltere’ye göç etmiş ailelerin çocuklarıyla yenmesini “romantik” olarak nitelersiniz o zaman o sıfat demek ki bana göre de bir şey! Mesela Filistin, şu anda İsrail’i sadece futbolda yenebilir.

Böyle ortada “Çok gerçekçiyim ben şahaneyim, onlar romantik, onlar salak” diye gezen zavallılara sormak lazım: “Kardeş sen Filistin’e karşı İsrail’i mi destekliyorsun yani? Gerçekçi olalım, Filistin hiçbir zaman İsrail işgalinden kurtulamaz mı diyorsun?” Benim için herkesin gerçeği kendine, herkesin hayat görüşü de… İsteyen Ajdar dinler ve Cem Karaca’dan daha iyi olduğunu iddia eder, ben sadece katılırım tabii ki gülmekten katılırım! Normalde barışçıl, güler yüzlü biriyimdir. Sevdiklerimi çok severim ama nefret ettiklerimden de bir o kadar nefret ederim. Kimsenin hayat görüşüne dil uzatmam ama benimkine uzatanın diline mümkünse Materazzi bassın! Benim Hakkı Koşar hocamdan öğrendiklerimi uygulamamdan daha az acılı olur!

Romantik’ten kasıt, durumu olduğu gibi kabul etmeyen, boyun eğmeyen daha iyisi güzelini isteyenler ise zaten dünya tarihi ortada: Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere bir sürü romantik ruhlu insanın mücadelesi sayesinde şu anda sahip olduğumuz bir sürü yaşanmaya değer şey var.

Luis Suarez gibi ”diver” ve ırkçılıktan dolayı ceza almış bir adamın Liverpool’un yıldızı olması hakkında ne düşünüyorsun? Sence Liverpool’a ve tarihine yakışan bir isim mi?

Suarez’in bir takım hilebazlıkları, kendini yere atma bayat numaralarından hiç hoşlanmıyorum. Devam edecekse bu sezonkinden daha bile iyi oynayacak olsa da defolup gidebilir. Irkçılık meselesine daha doğrusu suçlamasına gelirsek… Liverpool tarihinin en yetenekli siyahi oyuncusu hem de tarihin en zeki, en yüksek entelektüel donanıma sahip futbolcularından John Barnes’a bu konuda danıştım çünkü işin içinden çıkamadım. Barnes, Suarez’in ırkçı olmadığını çünkü ırkçılık suçlamalarını ısrarla, inatla reddettiğini söylüyor. Irkçı, her fırsatta ırkçı olduğunu vurgulayan kişidir gerçekten de. O olayda ise Evra’nın iddiasına karşı Suarez’in o iddiayı reddi söz konusu. İşin ironik tarafı Evra’nın Manchester United’dan takım arkadaşı Chicarito’nun da youtube’de bir videosu var, pencereden arkadaşına seslenirken Suarez’in Evra’yla konuşurken kullandığı “Negrito” sözünü kullanıyor. Sanırım Güney Amerika’da “Negrito” bizim Türkçe’deki “Naber Arap?” gibi kötü niyetli olmayan bir jargonun eseri.

Her şey bir yana eğer Suarez sahiden ırkçıysa lütfen defolsun gitsin ama mesela ırkçılık konusunda çok hassas bir futbol sanatçısı olan Glen Johnson da Suarez’in ırkçı olmadığını söylüyor ısrarla ve onunla aynı takımda oynamaya devam ediyor sonuçta. Liverpool’da bir sürü siyahi oyuncu var hepsi de Suarez’le çok iyi arkadaş.

Asıl ayan beyan ırkçı Zenit taraftarı ama Zenit’in sahibi Gazprom, Şampiyonlar Ligi’nin ve aşırı endüstriyel futbolun en büyük sponsorlarından. Mesele biraz da burada… Irkçı olmadığı konusunda inat eden Suarez’e yafta yapıştırılıyor ama ırkçı ve cinsiyetçi olduğunu her maç haykıran Zenit’e en ufak ceza verilmiyor!

Carra’nın vedası ?

Carragher gibi adamlar biz taraftarın sahadaki versiyonudur, hangi takımda oynarsa oynasın saygı duyulur. Carra zaten jübile maçlarından birinde de Everton maçında kendi kalesine attığı penaltı golünde gördüğümüz gibi küçükken Everton’lıymış. Bilakis Rush, Fowler, McManaman da öyle. Mesela bu satırların yazıldığı anda Everton’ın sol kanadında muhteşem performanslar sergileyen Leighton Baines de hasta Liverpool’luydu. Wigan’da genç yetenek olarak ilk oynadığı yıllarda FourFourTwo dergisinin “Adam Olacak Çocuk” köşesinde tek futbol hayalinin Liverpool’da oynamak olduğunu anlatıyordu. Carragher’da ise tam tersi oldu. Bir keresinde Carragher’ın babası altyapı maçında Liverpool efsanesi Dalglish’le kavga etmiş mesela, Carra’nın otobiyografisinde okumuştum.

Carra, altyapıda forvet olarak yetişti. A takıma yükseldiği ilk sezon orta sahanın sağında düşünülüyordu. Önce defansif orta sahaya dönüştü. 2001’de UEFA, FA Cup ve Lig Kupası’nın kazanıldığı sezon solbekti. Sonra bir süre de sağ bek oynadı ama asıl Hyppia ile birbirlerini tamamlayan profilde oldukları için Hysen-Lawrenson ikilisinden (en son 1988’de beraber oynadılar) beri yaklaşık 20 yıldır Liverpool tarihinin en başarılı stoper tandeminin parçası oldu.

Beatles’ın başyapıtlarından “Yellow Submarine”in melodisi üzerine bestelenen Carragher tezahüratı her şeyi anlatır, Carra çok yetenekli olmasa da formanın hakkını her maç veren adamdır, saha içindeki taraftardır: “1 numara Carragher, 2 numara Carragher…” diye başlar ve “11 numara Carragher”a kadar devam eder. Yani taraftarın hayalinde 11 tane Carragher gibi “ölümüne” mücadele eden adamdan kurulu bir takım vardır.

Yazarlarımızdan Uğur Çezik selamını iletti ve bu soruyu sormamı istedi. Beşiktaş’ın 2007-08’deki Şampiyonlar ligi grubuna Liverpool ve Marsilya düşünce neler hissettin?

Çok iyi hissettim çünkü grup maçlarında da gördüğümüz gibi Beşiktaş, Marsilya ve Liverpool’u yenmeyi başardı. Deplasmanlardaki sonuçlar pek mutlu edici olmadı ama o dönemde iç sahadaki iki galibiyet de zor işti. Uğur Çezik çok iyi adamdır, babası da çok iyi bir teknik ressam bir kez daha kendilerine bana hediye ettikleri Süleyman Seba yağlıboya tablosu için çok teşekkür ederim.  

Bu soruyu da yazarımız Eser Değirmencioğlu sormamı istedi. Gareth Bale Tottenham’a geldiğinden beri bir futbolcunun hayalindeki gelişimi ve yükselişi gerçekleştirdi. Sol bek geldiği takımda Newcastle maçında forvet olarak sahaya çıktı. Boas Şampiyonlar Ligi’ne kalamazsak elimizde tutamayız açıklamasını yaptı.  Ayrıca adı sıklıkla Real Madrid ile anılıyor, fakat orada Ronaldo onun pozisyonunda oynuyor, yani giderse ona pozisyon yaratmazlarsa yedek olma ihtimali var. Peki Bale sezon sonu takımdan ayrılırsa onun için en iyi tercih hani takım olur? (Bir COYS taratfarı olarak kişisel görüşüm takımdan ayrılmaması 🙂 )

Tabii ki mümkünse Beşiktaş olsun ama imkânsıza yakın maalesef. O yüzden illa Tottenham’dan ayrılacaksa mümkünse Liverpool olsunJ Kendisi ile uzun yıllar FM boyutunda beraber çalıştık. En son “Bale thinks that Ali Ece is an extremely competent manager” diyordu, kendisine bu vesileyle teşekkür ediyorum!

Bale, gerçek hayatta da izlemesi çok zevkli, harika bir oyuncu. İnşallah Tottenham’ın Londra’daki ezeli rakiplerine gitmez, bu kadar güzel futbolcu güzel karar vermeli. Arsenal’e saygım büyük yanlış anlaşılmasın zaten Arsenal’in yıldızı olmuş kimseyi de Tottenham’da görmek beni çok mutlu etmez. Maldini, Gerrard, Tony Adams, Bülent Korkmaz, Rıza Çalımbay, Semih Şentürk, Şenol Güneş, Giggs, Baresi, Totti olmak zor ama isimleri sayınca ne kadar güzel bir şey olduğu da ortada. Bale’e de “Tottenham’ın Giggs’i” olmak yakışır.

Bir de rica ediyorum kendisine söylesinler de Manchester United’a da gitmeyiversin zaten 20 yıldır Giggs gibi mükemmel bir solakları vardı. Hâlihazırda Galler’den 20 yılda bir Giggs bir de Bale çıkıyor, eşit dağılsınlar mümkünse… Şaka bir yana harbi Manchester United’a giderse çok başarılı olur ama son kararım Tottenham’da kalması. Real Madrid’e daha önce McManaman, Owen gitti Ada’dan. Ada’nın en büyük yıldızları bile Real Madrid gibi başka türlü bir yıldızlar galaksisinde sönebiliyor. Lakin McManaman, Real Madrid’deki ilk yıllarında bayağı iyi oynadı. Şimdi Barcelona’da da Alba var, Barcelona sistemine göre Bale’i hücumcu bek oynatırlardı. Bu arada bir araştıralım acaba Bask kökeni var mıdır Bale’in yani Athletic Club’da olsa keşke! Ben de olmadığını biliyorum ama şaka bir yana asıl söylemek istediğim keşke Avrupa futbolunda NBA’dekine benzer bir sistem olsa, parayı basan para babaları tüm yıldızları birkaç takımda toplayamasa…  Futbol herkes için bayram olsa!

FM 2013 büyük bir çoğunluk tarafından beğenilmedi. Sen FM 2013 hakkında ne düşünüyorsun?

Hiç yoktan iyidir. İşin aslı veritabanına göre 2012’yi güncelleştirip o sürümle de oynayınca 2013 oluyor. Bir de FM 2013’ün crack’i korsanı çıkmadı ya onun da payı var çok beğenilmemesinde! Bu arada benim tercihim halen FM ile CM boşanmadan önceki son ortak oyunları. O sürümü de halen oynuyorum. Global çapta çok güzel update siteleri var, oradan 2012-13 sezonu veritabanını indirip oynamak çok hoşuma gidiyor. Yaşlandıkça gençleştiriyor beni, Yersen UnitedJ

Yalnız Türkiye güncellemeleri bir acayip mesela 2 sene önce halen “Papin” Mustafa, Süper Lig’de hangi takıma gelse en az 15 gol atıyordu. Onu da geçtim Nobre’nin Finishing’i nasıl olur da Burak Yılmaz’dan 3 fazla olur?

Messi, Maradona’yı geçebilir mi ?

Şöyle bakmayı tercih ediyorum. Maradona’nın damgasını vurduğu 80’lerde kırmızı kart çok zor çıkıyordu. Mesela Ramos falan o dönemde asla oyundan atılmayabilirdi. Önemli olan topa müdahaleydi. Mesela İtalya’da Gentile vardı. Gentile İtalyanca’da “kibar” anlamına geliyor ama sadece attığı insafsız tekmeden sonra hakeme karşı kibardı Gentile. 1982 Dünya Kupası, 2010 Dünya Kupası’ndaki kurallar ile oynansaydı Gentile zaten ilk maçtan kırmızı kart + 4 maç ceza alırdı. İtalya’da en azından Rossi, Conti gibi ustalar vardı ama mesela Uruguay’da Francescoli (Zidane oğluna Enzo Francescoli’ye sebep Enzo adını verdi) ve kaleci hariç herkes sırayla atılırdı. (Bana inanmayan youtube’den 1986 Dünya Kupası’ndaki İskoçya – Uruguay maçını izlesin)

Yani Maradona ve Messi döneminin oyun kuralları çok farklı. İşin aslı mevkileri de farklı çünkü oynanan futbol formasyon ve tempo açısından çok değişti. Maradona şimdi oynasaydı şimdinin futbol dinamikleri ve kurallarına göre oynayıp yine dünyanın en iyisi olabilirdi. Mesela Maradona’nın neden Pele’den daha iyi olduğunu düşünüyorum? Çünkü Pele döneminde Brezilya önce 2-3-5 sonra da 4-2-4 oynuyordu. Maradona ise hem Napoli hem de Arjantin Milli Takımı’nda Maradona + bir forvet formülüyle oynuyordu. 1986’da önünde Valdano 1990’da da Caniggia ile oynadı mesela. Pele’nin 1970’deki sağ beki bile döneminde Alves, Cafu gibi über hücumcu kanat beki Carlos Alberto. Yani Pele cidden boş konuşuyor zaten hayatında güçlü kim varsa hep ona yanaştı. Maradona’nın ise kokain şokundan sonraki insanlık şampiyonu olarak yeniden doğuşunu hepimiz biliyoruz.

Messi ile Ronaldo’yu da karşılaştırmayı çok gerekli bulmuyorum. Birisi günümüz futbolunun Beatles’ı diğeri Rolling Stones’u. Biri Federer’i diğeri Nadal’ı. Yani tadını çıkarmak lazım. Bu arada Real Madrid’i tutan tenisçi Nadal’ın amcası İspanya Milli Takımı ve Barcelona’nın en kral oyuncularından birisiydi, çok severdim. Benim derdim daha çok: Nadal mı iyi yoksa Hierro mu? Koeman mı daha iyiydi yoksa Sanchis mi? İşte Barnes mı daha iyiydi yoksa Jesper Olsen mi diye aynı dönemde aynı mevkide oynayan oyuncuları karşılaştırmayı seviyorum… Bak mesela Elkjaer Larsen, Rossi kadar iyiydi santrfor olarak. Hatta bazı sezonlarda daha da iyiydi mesela Verona Elkjaer Larsen’den sonra tekrar şampiyon olabildi mi ki? Maradona’dan sonra da 80’lerin en iyi 10 numaraları Francescoli, Zico, maalesef Platini (UEFA başkanı olarak yaptığı yalan dolan rezilliğin dik alakası ondan maalesef), Michael Laudrup. Yine mesela Jan Köller 2000’lerin pivot santrforu, Tony Cascarino 90’ların. Köller mesela Lokvenc’e göre çok iyiydi aynı dönemin oyuncuları olarak. Cascarino ise mesela Sheringham’dan daha iyi değildi. Sheringham başka zaten, çok versatil, kullanılışlı, taktik açıdan esnek forvetti. İkisi beraber Millwall’da muhteşemdiler. Sheringham, Tottenham’da da Nottingham’da da Man Utd’da da çok iyiydi. Cascarino Celtic’te skandal derecede kötüydü, Güiza tatsızlığındaydı ama 32 yaşından sonra Fransa Ligi’ne gitti hem Marsilya hem de Nancy’de efsane oldu.   

 

Twitter’a en yakışacak adamlardan birisin bir gün seni o mecrada görme şansımız var mı ?

Ben zaten Twitter’da varım gizliden. Ben takip ediyorum herkesi, her şeyi; çok da memnunum. Benim ben olduğumu bilen çok az kişi var onlar da yemin ettiler kimseye söylemeyeceklerine. Böyle daha iyi çünkü biri bana bir şey sordu mu twitter’dan cevap vermem lazım. İnsanlara cevap vermeyenler neden Twitter açarlar, hiç anlamam. Benim artık değil her soruya cevap verme, günde 2 soruya cevap verme şansım bile yok o yüzden gizliyim. Yeni doğan çocuğu olan herkes ne demek istediğimi anlar. Zaten benim anlamadığım şu: 5 gün TRTspor’da, 2 gün Lig Radyo’da program yapıyorum. Akşam gazetesine, internet sayfasına yazıyorum. Totemspor’a Avrupa futbolu yazıyorum. BJKtv başta olmak üzere talep eden herkese telefonla bağlanıyorum. Peki, twitter’a da kendim olarak girersem ben ne ara çocuğun altını temizlemeye yardım edeceğim, ne ara CM-FM ya da FIFA oynayacağım? Ne ara gitar, bas org davul çalıp kayıt yapacağım? Solo albüm yapacağım dedim 15 şarkı yazdım hepsini kaydettim ama 6 aydır daha bir tanesinin sözünü yazıp vokal kaydettim.

En son kitabın olan 12 Azizeye 12 Ağıt çıkalı 7 sene oldu. Yakın bir tarihte 3. kitabınızı raflarda görebilir miyiz ?

Raflarda göremeyiz çünkü evde 3. kitabım.

3.’cüsü 2005’te bitmişti ama yayınevleri Güneydoğu’da askerlik konusundan çekindikleri için basmadılar. 3-4 yıl sonra bir baktım oralara hiç gitmeden Güneydoğu ve askerlik üzerine kitap yazanlar köşeyi dönmüşler… Benim köşeyi dönme gibi bir derdim yok, aksi gerçek olsaydı Arçelik’ten sonra birkaç reklam teklifini geri çevirmezdim.

Bu arada aynı yayınevleri şimdi de benden futbol kitabı bekliyorlar. Elli sefer anlattım ama anlayamadılar: Sipariş üzerine kitap yazmak bana göre değil. Sonuçta tekstil işçiliği de çok zor ama işte oradaki gibi al sana lacivert kumaş, poplin, düğme hadi bakalım 3 saat sonra son ütüden sipariş teslim olmuyor. O tekstil işçisi insanların başka şansı olsaydı kesinlikle insan ruhunu yok sayıp vücudunu makineleştiren işi yapmazlardı. Allah hepsine dayanma gücü ve şans versin!

Dinar Bandosu’nu neden bıraktın?

Kurucularından birisi olduğum gruba yabancılaştığım için. Artık tüm bestelerimi kaydederken tüm aletleri kendim çalıyorum. Her şey istediğim gibi oluyor. İngiltere, Fransa, Almanya ya da İsveç gibi plastik ve salt ticari müziklerin sektörün %99’u olmayan bir ülkede olsaydım Dinar Bandosu’yla devam ederdim. Bu kadar grup içi fikir ayrılığı, tartışmaya değmez bu ülkede kendi inandığı müziği yaparken. Sızlanmak yerine tüm aletleri kendim çalıyor, kendim kaydediyorum, daha mutluyum. Daha doğrusu daha az mutsuzum.

Gitarist Ali Ece’nin en sevdiği gitaristler kimler?

Jimi Hendrix benim için gitarın Socrates’i. Syd Barrett, George Best’i.
John Squire (Stone Roses), Will Sergeant (Echo and The Bunnymen), Johnny Marr (The Smiths) ise Metin-Ali-Feyyaz tadında bir 3’lü.

Eddie Hazel (Funkadelic), Erkan Oğur, Erkin Koray, Keith Richards (Rolling Stones), Mick Taylor (Rolling Stones), George Harrison (Beatles), Mustafa Özkent (Mustafa Özkent Orchestra – Gençlik ile Elele albümünü mutlaka dinleyin şiddetle öneririm), Steve Hillage, Robert Fripp (King Crimson), Bernard Sumner (Joy Division, New Order), Sterling Morrison (Velvet Underground), Tom Verlaine (Television),  Mick Ronson (David Bowie, Morrissey), Noel Gallagher, Mark Knopfler (Dire Straits), David Gilmour (Pink Floyd), MC5’ın gitarcıları Wayne Kramer ve Fred Sonic Smith, Robin Guthrie (Cocteau Twins), Ron Asheton (The Stooges), Kevin Shields (My Bloody Valentine), Lee Ranaldo (Sonic Youth), Stuart Adamson (Big Country), Phil Manzanera (Roxy Music),Robby Krieger (The Doors), Kirk Hammett (Metallica), Dave Mustaine (Megadeth), Jimmy Page (Led Zeppelin, Yardbirds), Dick Dale, Frank Zappa, Angus Young (AC / DC), Kim Thayil (Soundgarden), Rory Gallagher, Kurt Cobain (Nirvana), Adrian Belew (King Crimson, David Bowie, Talking Heads).

Seçmek zorunda kalsan tek kitap, tek albüm, tek gitar, tek takım, tek futbolcu?

Tek takım Beşiktaş. Tek albüm Stone Roses’ın ilk albümü. Tek edebi kitap Dostoyevski “Suç ve Ceza”. Tek gitar Erkin Koray babanın Beyaz Gibson’ı. Tek futbolcu Socrates.

Benim konuştuğum çoğu spor dünyasında bulunan insan bu meslekte para olmadığı konusunda birleşiyor. Bu röportajı okuyan, spor dünyasında bulunmak isteyen arkadaşlara bu mesleği tavsiye eder misin? Tavsiye edersen ne yapmalarını önerirsin, hangi yolu izlesinler?

Konuştuğun insanlar çok haklılar. Bu mesleği tavsiye ederim ama Türkiye’de değil başka ülkede yapacaklarsa. Mesela Marsilya’da staj yaparken hem çalışma şartlarım hem de maaşım daha sonraki 6 yıl boyunca Türkiye’de “müdür” “müdür yardımcısı” sıfatlarıyla çalışırkenki maaşım ve çalışma şartlarımdan çok daha iyiydi.

Tek tavsiyem herkesin kendisini geliştirirken kendisi kalması, kimsenin eğilip bükülmemesi, hemen anında piyasadaki etiksizlikle uzlaşıp yeteneğini, potansiyelini çarçur etmemesi. Kısa vadede para kazanmak ya da mesleğinde çok başarılı olmak için vermemen gereken tavizleri verirsen artık kendin olmazsın. Kendin olmazsan da başarılı olsan ne yazar, para kazansan kaç yazar!

Bize böyle dolu bir zamanda zaman ayırdığınız için çok teşekkür ederiz.

Ben size çok teşekkür ederim.

 Atilla Uçan


Abone Ol

Yazıları takip etmek için e-posta adresinizi bırakıp aboneliğinizi başlatabilirsiniz.

 

 

Arşivler
Kategoriler