Dizi Teklifi Alıp Kabul Etmediğiniz Doğru mu?
  • Dizi teklifi alıp kabul etmediğiniz doğru mu?

Evet. Çünkü senaryosu, oyuncu ekibi falan bana hiç uymuyordu. Dizilerden falan futboldan anladığım kadar anlamam ama ben bile senaryo, oyuncu kadrosunu görünce bu işten Tasmania Berlin bile olmaz dedim. Maalesef haklı çıktım. Yönetmen, teknik ekip ve emekçiler için maalesef diyorum. Yoksa hiçbir şey yapmadan, çabalamadan, üretmeden hormonlu şöhretle köşe dönmeye çalışanlar için gram maalesef değil!

  • Peki, size uyan bir senaryo ve oyuncu kadrosuyla dizi ya da sinema filmi teklifi gelirse kabul eder misiniz?

Tabii ki ederim. Hatta etmiştim de. Behzat Ç.’yi çok severdim. Yapımcısı Tarkan Karlıdağ abi de benim bir bölümde konuk oyuncu olmamı istiyordu ancak benim TV-radyo programlarım ile dizinin çekim saatleri uymadı. Açıkçası içimde uhde kaldı. Ama bu kadar harika oyuncu, yönetmen kadrosunun da beni bekleyecek hali yoktu tabii ki. Zaten en fazla 2-3 dakikalık sürede maça gidip Behzat amirle takışan bir taraftarı oynayacaktım. Tabii benim oyunculuğum o ustaların oyunculuğunun yanında Almeida seviyesinde bile değil! Bir oyunculuk eğitimim de yok zaten sadece oynadığım reklam var, onda da bir Serdar Orçin olmadığım malum! Demet Akbağ, Serdar Orçin ve diğer “Behzat Ç.” oyuncularıyla “Leyla ile Mecnun” ekibinin as karakterleri falan hepsi muhteşem oyuncular bence. Onlardan birinin kapıdan içeri girdiği sahnede kapıda görevli rolünde bile oynar, mutlu olurum. Sting de mesela “Quadrophenia” filminde otel görevlisini oynar. Sting’in solo albümlerini değil de grubu The Police’le yaptıklarını çok severim.

Serdar Orçin’e dönersek, yeni kuşağın en büyük oyuncularından birisi mesela. Sıkı Göztepe taraftarı Rıza Kocaoğlu da öyle. Rıza’yı izleyip çok etkilenip rüyamda beraber çay ocağı işlettiğimizi görmüştüm falan 🙂

Serdar Orçin, Leon, “Crow” filmindeki Bruce Lee’nin oğlu gibi “intikam meleği” rollerini çok seviyorum. Serdar Orçin intikam meleğine dönüşen adli tıp uzmanı rolünde 20 yıllık adli tıpçıymış hissini uyandırmıştı. Sonra Kadıköy’de gördüm, pusette çocuğuyla karşıdan karşıya geçerken dünyanın en iyi babası gibi gözüküyordu. Ben de kendi çocuğumu pusette diğer yönden karşıya geçiriyordum. O anda rahatsız etmek istemedim çünkü ben de o anda dünyanın en iyi hayranı bile yanıma gelse çocuğumla ilgilenmeye devam etmek isterdim.

Bu aslında çok iyi ama kötü olmak zorunda kalan insanın dramı, bence yaşadığımız dönemin en manidar karakterleri bu kontrasttan ortaya çıkıyor. Tam bana göre, en azından denemek isterim. Ancak programlarda bazen güldürüyorum, ironi yaparken komiklik yapıyorum diye herhalde sözde komik adam rolü teklifi geldi ama bence o karakter hiç komik değildi. O kadar ki Kemal Sunal’a, Peter Sellers’a bile oynatsanız komik olmaz. Hatta Şener Şen’e bile…

Futbol eğlenceli doğru en azından hayatın kalanına göre bana eğlenceli geliyor. Ancak çocukluğumdan miras bilinçaltım, intikam meleği rolü için biçilmiş kaftan: Bazen pinpon topu gibi hareket eden gözlerimin akı, Donk’un 2 topla oynamasına karşın TFF’nin yedirmeye çalıştığı 3 Maymun tavrına karşı öfke patlamam… O programın ertesi günü beni 20 yıldır tanıyan arkadaşım işe gitmiş, karşı masasındaki arkadaş o videoyu izleyip “Adam reyting olsun diye ne bağırmış!” demiş. 20 yıllık arkadaşım Burç ise sadece gülüp “Standart hali öyleydi zaten, eşiyle tanıştıktan sonra sakinleşti.” demiş, inandıramamış. Peki, çocukken kekeme olmasaydım yine de kavga dövüşe bu kadar meraklı olur muydum? Olurdum yalan yok çünkü hayatın % 10’u gülmekse % 90’ı mücadele, mecazi ya da mecazi olmayan anlamda kavga dövüş.

Bazılarına çelişkili gelen, en sevdiğim iki filmden birinin “Tosun Paşa” diğerinin ise “Otomatik Portakal” olması. Çok sevdiğim Zlatan İbrahimoviç de en çok Brezilyalı Ronaldo ve Bruce Lee’yi seviyor. Gol vuruşu tekniğinde bile Ronaldo ve Bruce Lee’nin bir harmanı var, değil mi?

“Otomatik Portakal”ı izledikten sonra bir de kitabını okumuş, yetinmeyip devamını yazmaya kalkmıştım! Bir yandan da okula giderken vapurda arkadaşlarıma “Tosun Paşa”yı İngilizceye çevirir, gülme krizine sokardım. Sonra “Dövüş Kulübü”nü izlerken yanımda gülenlere kızardım falan bence konu çok ciddi. En ciddi konular bile güldürebiliyor o ayrı.

  • Bu sene hayatını kaybeden David Bowie’yi çok seversiniz, onun da müzisyenliğinin yanı sıra hatırı sayılır bir sinema kariyeri var…

Bowie, ilk günden beri sinematik ve teatral. Bunda mim ve tiyatro geçmişinin de büyük etkisi var. Bowie’de müzik, sinema ve edebiyat hep iç içe olmuştur. “Station to Station” ve “Low”un albüm kapakları, Bowie’nin başrolde olduğu “The Man Who Fell to Earth”ten sahneler aslında. “Low” 70’ler Berlin’ini belgeselinin soundtrack’i tadında biraz: Şehrin iki yakasını ayıran duvar, o hiç bitmeyecekmiş gibi gelen yalıtılmışlık hissi vs. Bowie’nin ilk çıkış yaptığı şarkı “Space Oddity” de büyük oranda “Space Oddyssey”den ilham almış.



Abone Ol

Yazıları takip etmek için e-posta adresinizi bırakıp aboneliğinizi başlatabilirsiniz.

 

 

Arşivler
Kategoriler